GENÇ EKO-AKADEMİ katılımcılarının gözünden bu hafta: “Enerji ve İklim”

Ocak ayının ortasında olmamıza rağmen kısa kollu bir t-shirt üzerine ince bir ceket ile sokağa rahatlıkla çıkabildiğimiz bu günlerde konuşmamız gereken, daha da kötüsü artık konuşmak zorunda kaldığımız bir konu var gündemimizde: İklim Krizi. Ne kadar göz ardı edilirse edilsin “Ben buradayım!” diyen, elle tutulur bir değişim var Dünya’mızda. Konuşmak zorunda kalıyoruz çünkü etkilerini artık çok yakından hissediyoruz. Üstelik yavaş yavaş rutin haline gelmeye başlayan elektrik ve su kesintileri de cabası. Peki yaşadıklarımızın bir sorumlusu olması gerekirse, sizce bu kim olabilir? Belki de cevabı aramaya bizzat kendimizden başlamak en doğrusu.

Suyu dikkatli kullanmak için illaki “Barajlarda son 70 günlük suyumuz kaldı!” haberini okumanız gerekiyorsa, gündüz ışığında bile yaktığınız lambanın önemini akşam ihtiyacınız olduğunda yakamadığınız an anlıyorsanız hala bazı şeylerin farkında değilsiniz demektir. Tükettiğiniz kaynakların bir sınırı olduğunun mesela. Üstelik bu sınıra ulaşmamıza öyle uzun yıllar kaldığını sanıyorsanız yanılıyorsunuz.

Yaşadığımız Dünya’ya karşı her birimizin çok ciddi sorumlulukları var. Kendi yaşamımızı sürdürürken Dünya’nın kendi iç döngüsünü sürdürebilmesine engel olmamalıyız. Peki bu doğal olguların bozulmasından en çok kimler etkileniyor? Nesli tükenen hayvanlar, yok olan endemik türler, gittikçe kaybolan biyoçeşitlilik, dezavantajlı bölgelerde yaşamını sürdürdüğü için canını, malını kaybeden insanlar… Evet, “Benim ne etkim olabilir?” diye düşünseniz de tüm bunlar ve daha fazlası insanlığın haddini aşmış tüketim alışkanlıklarının acımasız bir eseri. 

Toplumsal çalışmalarda görülüyor ki “Z Kuşağı” olarak nitelendirilen genç kesim, içinde olduğumuz durumun çok daha farkında. Bu farkındalığın sebeplerinden biri Dünya’da gözle görülen değişimlerin 21. yüzyılda oldukça belirgin olması olacak ki, gençler ciddi anlamda gelecek kaygısı ve eko-anksiyete çerisinde . Oysaki bu gençlerin Dünya üzerinde geçirmiş olduğu süre ve yarattıkları etki, geçmiş kuşaklara kıyasla çok daha yeni.  

Ancak görünen o ki gençler durumu kabullenip bir köşeye çekilmiyor, bu düzeni değiştirmek için ellerinden gelenin belki de fazlasını yapmaya hazırlar. İklim krizini konuşuyor, insanlığın Dünya’daki izini öğretmeye ve değiştirmeye çalışıyor, konfor alanlarından çıkıp harekete geçiyorlar. Projeler geliştiriyor, sürdürülebilir iş modellerine yönelmek istiyorlar. Bu noktada asıl önemli olan kuşaklar arası çatışma yerine dayanışmaya başvurmak. Gençlerin büyüklerinden, büyüklerin de gençlerden öğreneceği çok şey var. Bunların en başında da farkındalık olgusu geliyor. Nil Karaibrahimgil’in Uyan Anne isimli parçasında da söylediği gibi;

“Uyan anne, uyan baba

Sadece senin değil dünya…”

ERVA ÇAKIR 21, İstanbul

İnsanoğlu, gün geçtikçe gelişen teknolojiye ve değişen dünyaya hızla ayak uydurmaya çalışıyor. Çağımızın getirmiş olduğu teknolojik kolaylıklar sayesinde her şeye erişebiliyoruz. Fakat bunu yararlı yönde kullanabiliyor muyuz? Çevremiz için neler yapıyoruz?

İklim değişikliği hakkında hepimiz az çok bilgiye sahibiz ve insanlar da artık çağımızda çok önemli bir yeri olan okuryazarlık sayesinde bu konularda daha fazla bilgi sahibi olmaya başladı. Bizim amacımız ise toplumumuzun her kesiminden insana hitap etmek ve bunu küçük yaşlarda başarabilmektir. Çünkü ağaç yaşken eğilir demiş atalarımız. Bir insan yaşadığı doğa hakkında ne kadar erken bilinçlenirse hayatını da o yönde yaşamaya adar. Bu sayede doğamızı iyileştirmek için elinden geleni yapan insanlar ortaya çıkacak ve toplumda bir refah seviyesi ortaya çıkacaktır. Gençler ise bu dünyanın geleceğinde rol oynayan en önemli etkendir. Onlar iyi eğitilirse sadece kendi gelecekleri için değil bütün insanlığın geleceği için birer yıldız ışığı olacaklar. Fakat şöyle bir sorunumuz var ki gelişen ve değişen dinamik dünyamızın dengeleri altüst oluyor, iklimi değişiyor. Bunun sebebi ise tam olarak biz insanlarız. Bulduğumuz her güzel mekânı bayındır hâle getiriyoruz, gereksiz yere fabrikalar açıyoruz, en basitinden yağlarımızı lavaboya döküyoruz. Bu böyle giderse geleceğimizdeki yıldız ışıklarımız sönecek ve ışıksız kalacağız.

İklim değişikliği enerji üretim potansiyelimizi ve enerji ihtiyaçlarımızı değiştirebiliyor. Fazla enerji kullanımı iklim değişikliğinin şiddetini de artırıyor. Öyle ki kış aylarında yazı yaşıyoruz. Gençlerimiz kış gelince kışı hissetmek istiyor, kar yağsın istiyorlar. Yeryüzünü beyaz çarşaf gibi kaplayan karların üstüne yatmak, üzerlerine yağan karı seyretmek istiyorlar. Yaz geldiği zaman ise bunaltıcı sıcaktan evlerinden çıkamıyorlar. Yüksek sıcaklıklar gençlerin vektör aracılı hastalıklar gibi sağlık risklerine maruz kalmasını artırabiliyor. Değişen iklim şartları gençlerin hayatın tadını çıkarmasını zorlaştırıyor. Dünya gençliğinin büyük bir kesiminin yaşadığı yerler doğal kaynaklara bağımlılık ve kalıcı yoksulluğun kesiştiği alanlar olduğu için iklim değişikliği gençlerin geçim kaynaklarını ve ekonomik istikrarını etkileyebiliyor. Bunun sonucunda gençlerin eğitim hayatı da zorlaşıyor.
Buradan hareketle bir sonuca varacak olursak, iklim değişikliğinin gençler üzerindeki etkileri gözle görülemeyecek gibi olsa da çok büyüktür. İklim krizini önlemek ve çözüm geliştirmek için gençlerimizin GENÇ EKO-AKADEMİ başta olmak üzere kendi kapasitelerini geliştirecek proje aktivite ve faaliyetlere katılması büyük önem arz eder.

ŞUHEDA BEYZA YILMAZ 16, Samsun

Bunları da beğenebilirsiniz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir